| You'll get no argument from me. |
Benimle tartışmayacaksın. |
 |
| They had an argument. |
Onlar tartıştılar. |
 |
| They seem to be having an argument. |
Bir tartışma yaşıyor gibi görünüyorlar. |
 |
| I had an argument with them. |
Onlarla tartışmaya girdim. |
 |
| I had an argument with him. |
Onunla tartışmaya girdim. |
 |
| I had an argument with her. |
Onunla tartışmaya girdim. |
 |
| Tom had an argument with Mary. |
Tom Mary ile bir tartışma yaptı. |
 |
| Tom could see that the argument was pointless. |
Tom tartışmanın faydasız olduğunu görebiliyordu. |
 |
| Why do you always have to get so personal when we have an argument? |
Bir anlaşmazlığımız olduğunda, neden her zaman bu kadar şahsi algılıyorsun? |
 |
| We ended up having a big argument. |
Büyük bir tartışma yapmaktan vazgeçtik. |
 |
| Your argument is invalid. |
Kanıtınız geçersiz. |
 |
| What a ludicrous argument! |
Ne güldürücü bir tartışma! |
 |
| His argument has many inconsistencies. |
Onun iddiasının birçok çelişkileri vardır. |
 |
| Tom had another argument with Mary. |
Tom Mary ile bir tartışma daha yaptı. |
 |
| We had an argument this morning. |
Bu sabah bir tartışmamız vardı. |
 |
| Tom is irritating because he always has to have the last word in any argument. |
Tom bir tartışmada her zaman son söze sahip olduğu için sinir bozucudur. |
 |
| I'm not going to have this stupid argument with you anymore. |
Artık seninle bu aptalca tartışmayı sürdürmeyeceğim. |
 |
| Your argument is not based in reality. |
Görüşün gerçeğe dayalı değil. |
 |
| I don't agree with the premise of your argument. |
Tartışmanın öncülü ile aynı fikirde değilim. |
 |
| Tom never gets into argument without losing his temper. |
Tom öfkesini kaybetmeden asla tartışmaya girmez. |
 |