| You have to talk to the press. |
Basına konuşmak zorundasın. |
 |
| Don't talk to the press. |
Basına konuşma. |
 |
| Let's not press our luck. |
Şansımızı zorlamayalım. |
 |
| He didn't press her. |
O ona baskı yapmadı. |
 |
| Don't press your luck. |
Şansını zorlama. |
 |
| Don't let anyone press this button. |
Birinin bu düğmeye basmasına izin verme. |
 |
| Press down on the lever. |
Kolun üstüne bastırınız. |
 |
| She didn't press him. |
O ona baskı yapmadı. |
 |
| Press any key to continue. |
Devam etmek için bir tuşa basın. |
 |
| Tom didn't press the issue. |
Tom sorunun üstüne gitmedi. |
 |
| Let's call a press conference. |
Bir basın toplantısı düzenleyelim. |
 |
| Don't press the wrong button. |
Yanlış düğmeye basma. |
 |
| Tom has decided not to press charges. |
Tom dava açmamaya karar verdi. |
 |
| Tom decided not to press charges. |
Tom dava açmamaya karar verdi. |
 |
| Tom didn't press charges. |
Tom dava açmadı. |
 |
| The press always loves a good scandal. |
Basın her zaman iyi bir skandalı sever. |
 |
| Tom didn't press Mary for an explanation. |
Tom bir açıklama için Mary'ye baskı yapmadı. |
 |